.jpeg/:/rs=w:1240,cg:true,m)
OĞULTÜRK EKİNCİ — SESSİZLİĞİN İÇİNDEN GELEN ÇIĞLIK
Bazen bir insanın hikâyesi, sadece kendi hayatını anlatmaz.
Bir dönemi anlatır.
Bir çaresizliği…
Ve umut ile korku arasında sıkışmış binlerce insanın ortak sessizliğini.
Bu hikâye, Oğultürk Ekinci’nin hikâyesidir.
Dünyanın değiştiği, sınırların sertleştiği, insanların ise daha fazla hareket etmek zorunda kaldığı bir çağda; milyonlarca kişi yeni bir hayat ararken bilinmezliğin içine yürüdü. Evraklar, yasalar, bekleyişler ve çoğu zaman yanlış bilgiler… Göç yolları yalnızca uzun değil, aynı zamanda tehlikeliydi.
İşte tam bu noktada bir ses ortaya çıktı.
Bir ekranın arkasından konuşan, ama yalnızca konuşmakla kalmayan bir insan.
Oğultürk Ekinci, göç ve iltica süreçlerini anlaşılır hale getirmeye çalışan bir danışman olarak ortaya çıktı. Ancak zamanla yaptığı şey bir mesleğin sınırlarını aştı.
O, insanların korkularını azaltmaya çalışıyordu.
Kaçakçıların umut sattığı bir dünyada, o yasal yolları anlatıyordu.
Belirsizliğin hüküm sürdüğü yerde, bilgi paylaşıyordu.
Ve çoğu zaman bunu hiçbir karşılık beklemeden yapıyordu.
Ekranlara yansıyan yüzlerce teşekkür videosu, aslında tek bir gerçeği anlatıyordu:
Bazı insanlar için doğru bilgi, yeni bir hayat demekti.
Ama bu yol kolay değildi.
Göç meselesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda politik ve toplumsal bir konuydu. Yabancı karşıtlığı yükselirken, önyargılar büyürken ve insanlar kimlikleri üzerinden yargılanırken; Oğultürk Ekinci açık bir duruş sergiledi.
Irkçılığa karşı konuştu.
Göçmenlerin insan olduğunu hatırlattı.
Ve sessiz kalanların sesi olmaya çalıştı.
Onun en çok yankı uyandıran sözlerinden biri, bu duruşun özeti oldu:
“Türkler asla kendi istekleriyle ülkelerini terk etmezler. Türk milleti iltica etmeye mecbur kalır. Çünkü tarih boyunca Türkler sığınan değil, tarih yapan bir millettir.”
Bu söz, yalnızca bir görüş değil; göçün arkasındaki görünmeyen hikâyelere yapılan bir çağrıydı.
Çünkü kimse doğduğu toprağı kolay terk etmez.
Bir insanı yola çıkaran şey macera değil, çoğu zaman zorunluluktur.
Yıllar içinde Oğultürk Ekinci, bir danışmandan fazlasına dönüştü.
Kimileri onu bir aktivist olarak gördü.
Kimileri bir rehber.
Kimileri ise zor zamanlarında karşılarına çıkan bir umut.
Eleştiriler, zorluklar ve baskılar arasında yoluna devam ederken, verdiği mücadele yalnızca göç süreçleriyle ilgili değildi. Bu, insan onuru üzerine verilen bir mücadeleydi.
Bugün hâlâ aynı sorunun ortasında duruyor:
İnsanlar neden gider?
Ve geride bıraktıkları şey gerçekten bir tercih midir?
Belki de bu hikâye tek bir insanın değil…
Bir çağın hikâyesidir.
Ve bazen tarih, en yüksek sesle bağıranları değil;
sessizliğin içinden gelen çığlığı hatırlar.